Sayın Atilla Aşut’un BirGün gazetesindeki yazısından:
Latin abecesi dışındaki özel adlar ise Türkçe söylenişlerine göre yazılıyor. Arapça, Farsça, Çince, Japonca, Korece, Bulgarca, Rusça, Yunanca vb. dillerdeki özel adlarla eklerini de Türkçedeki okunuşlarıyla yazmamız gerekiyor. Birkaç örnek: Çaykovski’yi, Lenin’den, Dimitrov’un, Mao’ya gibi.
Latin kökenli olmayan kimi özel adların daha çok İngilizce yazıldığını görüyoruz. Özellikle çeviri metinlerde bu durumla çok sık karşılaşıyoruz. Sözgelimi ünlü Rus besteci Şostakoviç’in adı “Shostakovich”diye yazılıyor. Böyle yazanlar, sözcüğü kaynak dilin özgün harfleriyle değil, İngilizce yazımıyla aktarmış oluyorlar. Biz neden aynı yazım biçimini benimseyelim ki? Kendi dilimizin abecesi var. Öyleyse bu sözcüğü “Shostakovich”diye değil “Şostakoviç” biçiminde yazmalıyız.
Eskiden beri ilgimi çeken bir örnek, St. Petersburg’un yazımıdır. Şehrin Rusça adı Санкт-Петербург yazılıp “sankt peterburg” (s harfi yok) şeklinde okunur. Biz ise İngilizcedeki gibi “sen petersburg” diye okuyoruz. Sanırım Osmanlı döneminde dahi bu böyle idi.
Aslında Londra, Lahey kentlerinin adlarını da orijinallerindeki (London, Den Haag) gibi değil, Fransızcadaki (Londres, La Haye) gibi okuyoruz. Bu ülkeler uzak olduğundan bunu anlıyorum. Ancak yanıbaşımızdaki Rusya’nın eski başkentinin adını Batılı ülkelerden almamız bence biraz üzücü.

Yorum yazın